Son günlerde kamuoyunda sıkça yer alan Azra C gemisiyle ilgili haberlere ilişkin önemli bir açıklama geldi. Olayın sadece bir “gemiadamı mağduriyeti” gibi yansıtılmasının eksik bir yaklaşım olduğu belirtilirken, idari makamların ve STK’ların yürüttüğü tahliye operasyonları ile asıl gözden kaçan “seyir ve can güvenliği” tehlikesine dikkat çekildi.
Son günlerde denizcilik basınında ve kamuoyunda 1974 yapımı yabancı bayraklı Azra C gemisi ve mürettebatının yaşadığı mağduriyetlere dair çeşitli haberler yer alıyor. Ancak olayın kamuoyuna yansıma biçimi, meselenin hukuki, teknik ve emniyet boyutlarını gölgede bırakıyor.
Arabulucu ve Avukat Arif Sinan Ünlü tarafından paylaşılan bilgilere göre, bugüne kadar basında yer alan eksik bilgileri tamamlayarak, krizin perde arkasını ve “gözden kaçırılan asıl tehlikeyi” tüm çıplaklığıyla gözler önüne serdi.

Basında yer alan “denizcilerin tamamen yalnız bırakıldığı” yönündeki algının aksine, Türk makamları ve sivil toplum kuruluşları ilk günden beri yoğun bir kriz yönetimi sergiliyor.
Süreç başladığında gemide bulunan 12 Hintli gemiadamından 8’inin, ilgili devlet kurumları, Liman Başkanlığı, Hindistan Konsolosluğu, DAD-DER ve ITF’nin (Uluslararası Taşıma İşçileri Federasyonu) ortak koordinasyonuyla ülkelerine dönüşü başarıyla sağlandı. Sağlık sorunu yaşayan bir personel ise vakit kaybetmeden hastaneye sevk edildi.
Bugün itibarıyla gemide kalan 4 mürettebatın kumanya, içme suyu ve insani ihtiyaçları yine DAD-DER ve ITF tarafından düzenli olarak karşılanıyor.
Konunun basında sadece “işçi hakları ihlali” çerçevesinde ele alınması, çok daha büyük bir tehlikenin üstünü örtüyor. Azra C vakası, artık bir mağduriyet hikayesinden çıkarak bir “deniz emniyeti” sorununa dönüşmüş durumda.
Gemideki yakıt miktarının kritik seviyeye inmesi ve asgari personel sayısının altına düşülmesi; gemi emniyeti, seyir güvenliği ve denizde can güvenliği açısından acil alarm veriyor. Liman Başkanlığı, geminin emniyetli muhafazası ve olası felaketlerin önlenmesi için teyakkuz halinde çalışmalarını sürdürüyor.
Terk edilmiş gemi vakalarının çözümü sanıldığının aksine sadece liman devletinin (Türkiye’nin) inisiyatifinde değil. Bu krizlerin çözümü için;
-Bayrak devletinin,
-Gemi sahibinin (donatanın),
-Sigortacıların,
-İlgili diplomatik temsilciliklerin etkin iş birliği gerekiyor.
Ancak birçok vakada donatanların iflası ve bayrak devletlerinin sürece sınırlı katılım göstermesi nedeniyle, krizin tüm operasyonel ve insani yükü Türkiye’deki idari makamların ve STK’ların omuzlarına kalıyor.
Av. Arif Sinan Ünlü’nün açıklamalarındaki en çarpıcı detaylardan biri de bu durumun münferit olmaması. Bölgede ekonomik ve hukuki sorunlar nedeniyle benzer riskleri taşıyan yaklaşık 15 yabancı bayraklı gemi daha bulunuyor. Jeopolitik krizler ve denizcilikteki dalgalanmalar, bazı işletmecilerin faaliyetlerini durdurmasına yol açarken, faturayı maalesef gemiadamları ve liman otoriteleri ödüyor.
Bu süreç, gemiadamları için hayati bir uyarı niteliği taşıyor. Uzmanlar, kontrat imzalamadan önce sadece maaş ve sözleşme şartlarının değil; geminin yaşının (Azra C örneğinde olduğu gibi 50 yıllık bir gemi), teknik durumunun, bayrak yapısının ve donatanın ticari geçmişinin titizlikle araştırılması gerektiğini vurguluyor.