Tarihin en büyük deniz kazalarından biri olarak kayıtlara geçen Titanik faciası, 1912 yılından bu yana yalnızca bir deniz felaketi olarak değil, aynı zamanda karanlık bir komplo teorisi olarak da tartışılıyor. Gemi batarken hayatını kaybeden bazı önemli isimlerin, ileride kurulacak olan Amerikan Merkez Bankası FED’e karşı olmaları, akıllara “Titanik bir planın parçası mıydı?” sorusunu getiriyor.
Bu üç zengin iş insanı, o dönemde Amerikan finansal sisteminin devletin kontrolünde kalmasını savunuyor ve FED’in kurulmasına karşı çıkıyorlardı. 1913 yılında FED’in kurulmasıyla birlikte Amerikan para sistemi büyük oranda özel sermayenin kontrolüne geçti. Peki, bu kişiler Titanik’te hayatlarını kaybederken bazı elit isimler neden son anda gemiye binmedi?
Bu detaylar, “Titanik kasıtlı mı batırıldı?” ya da “FED’in kuruluşuna giden yolda engeller mi temizlendi?” gibi soruları günümüzde dahi gündemde tutuyor.
Titanik’in batması yalnızca bir deniz kazası değil, aynı zamanda merkez bankacılığı üzerine oynanan büyük bir oyun muydu? 1913’te kurulan FED, Amerikan parasının kontrolünü özel bankacılık sistemiyle ilişkili elitlere verdi. Bu durum, halkın parasının yine halk tarafından yönetilmesi gerektiğini savunanlar için büyük bir kayıp olarak kabul edildi.