enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
44,5916
EURO
51,5715
ALTIN
6.706,01
BIST
13.051,69
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
17°C
İstanbul
17°C
Az Bulutlu
Cumartesi Çok Bulutlu
15°C
Pazar Parçalı Bulutlu
16°C
Pazartesi Açık
18°C
Salı Az Bulutlu
15°C
Norden Ship Design House
Norden Ship Design House

Dünya denizciliğinde görünmeyen risk: Psikolojik istismar

Dünya denizciliğinde görünmeyen risk: Psikolojik istismar
maridec marina
guven
22.01.2026 11:33
A+
A-

Küresel denizcilikte psikolojik istismar, uzun süredir “görülüp tanımlanamayan” bir risk alanı olarak varlığını sürdürüyor. Ulusal mevzuatlar ve uluslararası sözleşmeler, mürettebat güvenliğini büyük ölçüde fiziksel emniyet, kaza önleme ve teknik standartlar üzerinden ele alırken; gemi ortamına özgü psikolojik baskı, yıldırma ve hiyerarşik zorbalık çoğu zaman hukuki çerçevenin dışında kalıyor. Buna rağmen, son yıllarda uluslararası mahkeme kararları ve resmî soruşturma tutanakları, bu görünmez riskin deniz güvenliği üzerindeki etkisini dolaylı ama açık biçimde ortaya koyuyor.

Bu duruma en sık atıf yapılan örneklerden biri, ABD’de kamuoyunda Midshipman-X Case olarak bilinen dava sürecidir. Dava doğrudan psikolojik istismar başlığıyla açılmamış olsa da, mahkeme kayıtlarına giren ifadeler, gemide uzun süreli baskı, sessizlik kültürü ve hiyerarşik yıldırmanın, mağdurun yardım isteme ve durumu raporlama imkânlarını fiilen ortadan kaldırdığını göstermiştir. Bu dosya, psikolojik baskının tek başına değil; daha ağır ihlallerin öncülü olarak nasıl işlediğini ortaya koyması bakımından dünya denizciliği açısından bir dönüm noktası olarak kabul edilmektedir.

Deniz Gündem

Benzer bir tablo, İngiltere de Marine Accident Investigation Branch tarafından yayımlanan kaza inceleme raporlarında da görülmektedir. Ölümle veya ağır yaralanmayla sonuçlanan bazı olaylara ilişkin tutanaklarda, kaptan veya üst rütbeli personelin sistematik baskı uyguladığı, alt rütbelerin itiraz etmekten çekindiği ve bu nedenle emniyetle ilgili kritik uyarıların yapılmadığı tespit edilmiştir. Bu raporlar, psikolojik istismarın çoğu zaman doğrudan suç olarak değil; karar alma süreçlerini felç eden bir unsur olarak kayda geçtiğini göstermektedir.

Avustralya’da Fair Work Commission tarafından verilen bazı kararlar ise, denizcilik sektörünü de kapsayacak şekilde psikolojik baskının ayrımcılık içermese dahi “işyeri zorbalığı” olarak değerlendirilebileceğini ortaya koymuştur. Bu kararlarda, kapalı yaşam alanları, uzun kontrat süreleri ve güç dengesizliği gibi denizciliğe özgü koşulların, psikolojik baskının etkisini karadaki iş ortamlarına kıyasla ağırlaştırdığı özellikle vurgulanmıştır.

Uluslararası insan hakları hukuku perspektifinde de benzer bir eğilim göze çarpmaktadır. European Court of Human Rights içtihadında, devletlerin bilinen ve öngörülebilir psikolojik risklere karşı etkili önlem alma yükümlülüğü bulunduğu kabul edilmektedir. Her ne kadar bu kararlar doğrudan denizcilik özelinde verilmemiş olsa da, bayrak devletlerinin gemi ortamlarında sistematik psikolojik baskıyı bilmesine rağmen önlem almaması hâlinde sorumluluk doğabileceğine işaret etmektedir.

Bu örnekler birlikte değerlendirildiğinde, uluslararası yargı pratiği önemli bir gerçeği ortaya koymaktadır: Psikolojik istismar, denizcilikte istisnai bir sorun değil; çoğu zaman kazaların, intiharların ve ağır ihlallerin arka planında yer alan yapısal bir risktir. Buna karşın mevcut hukuki çerçeveler, bu riski çoğunlukla ancak bir facia yaşandıktan sonra görünür kılabilmektedir. Etik bir tercih olmanın ötesinde, yapısal bir gereklilik hâline gelmektedir.

Bu yapılmadığı sürece, dünya denizciliğinde en yaygın ama en az görünen risk alanlarından biri, hukuken tanınmadan varlığını sürdürmeye devam edecektir.