Doğu Akdeniz’de son yıllarda şekillenen jeopolitik tablo, yalnızca enerji rekabetiyle sınırlı kalmayan çok boyutlu bir güç mücadelesine işaret ediyor. İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) arasında gelişen siyasi, askeri ve enerji temelli iş birliği, Türkiye açısından giderek daha fazla “çevreleme” ya da “kuşatma” tartışmalarıyla okunuyor.
Bu üçlü yapı, resmi söylemlerde çoğu zaman “enerji iş birliği” veya “bölgesel istikrar” vurgusuyla sunulsa da, sahadaki uygulamalar Türkiye’nin deniz yetki alanlarını, jeopolitik manevra alanını ve enerji politikalarını doğrudan etkileyen bir çerçeve ortaya koyuyor.
İsrail–Yunanistan–GKRY hattı son on yılda üç ana eksen üzerinde güç kazandı: enerji, güvenlik ve diplomatik eşgüdüm.
Enerji boyutunda, Doğu Akdeniz’de keşfedilen doğal gaz sahaları bu iş birliğinin temelini oluşturuyor. İsrail gazının Avrupa pazarına ulaştırılması için geliştirilen senaryoların önemli bir bölümü Türkiye’yi dışlayan güzergâhlar üzerinden kurgulandı. Bu yaklaşım, ekonomik fizibilitesi tartışmalı olsa bile siyasi bir tercih olarak öne çıktı.
Güvenlik alanında ise ortak askeri tatbikatlar, savunma sanayii anlaşmaları ve istihbarat paylaşımı dikkat çekiyor. Yunanistan ile İsrail arasında düzenli hale gelen hava ve deniz tatbikatları, Doğu Akdeniz’de fiili bir askeri eşgüdüm görüntüsü yaratıyor. GKRY ise bu yapının diplomatik ve hukuki ayağını güçlendiren bir aktör olarak konumlanıyor.
Diplomatik düzlemde ise bu üçlü yapı, Avrupa Birliği ve zaman zaman ABD desteğiyle uluslararası platformlarda ortak pozisyonlar geliştirmeye çalışıyor.
Türkiye açısından bu tablo yalnızca bir bölgesel iş birliği değil, doğrudan stratejik çevreleme riski olarak algılanıyor. Bunun birkaç temel nedeni bulunuyor.
Birincisi, Türkiye Doğu Akdeniz’de en uzun kıyı şeridine sahip ülke olmasına rağmen enerji projelerinin dışında bırakılmaya çalışılıyor. Bu durum, deniz yetki alanlarının yok sayılması anlamına geliyor.
İkincisi, GKRY’nin tek başına tüm ada adına hareket etmesi ve uluslararası anlaşmalara taraf yapılması, Türkiye’nin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin hak iddialarını dışlayan bir yapı oluşturuyor.
Üçüncüsü, askeri iş birlikleri ve ortak tatbikatlar Türkiye açısından denizden çevrelenme algısını güçlendiriyor. Ege’de Yunanistan ile yaşanan sorunlar, Doğu Akdeniz’de İsrail ve GKRY ile kurulan bu hatla birleşince, Ankara açısından jeopolitik baskı alanı genişliyor.
Bu nedenle Türkiye, söz konusu ittifakı sadece enerji temelli değil, aynı zamanda güvenlik eksenli bir “kuşatma girişimi” olarak okuyor.
Kuşatma tartışmasının merkezinde deniz yetki alanları yer alıyor. Türkiye, Doğu Akdeniz’deki kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge sınırlarının uluslararası hukuka uygun şekilde belirlenmesi gerektiğini savunuyor. Bu çerçevede “karşılıklı anlaşma” ve “hakça paylaşım” vurgusu öne çıkıyor.
Buna karşılık Yunanistan ve GKRY, ada devletlerinin tam yetki alanına sahip olduğu tezini savunarak Türkiye’nin kıta sahanlığını daraltan haritaları temel alıyor. Bu yaklaşım, Ankara tarafından maksimalist ve hakkaniyetsiz olarak değerlendiriliyor.
Bu hukuki görüş ayrılığı, sahada NAVTEX ilanları, sismik araştırmalar ve donanma refakatleriyle somutlaşıyor.
Türkiye, söz konusu kuşatma algısına karşı askeri olduğu kadar diplomatik ve ekonomik araçları da devreye sokuyor. Mavi Vatan doktrini, bu yaklaşımın temel çerçevesini oluşturuyor.
Bir yandan deniz kuvvetlerinin caydırıcılığı artırılırken, diğer yandan İsrail ile ilişkilerin normalleşmesi yönünde adımlar atılması dikkat çekiyor. Bu durum, Ankara’nın Doğu Akdeniz’de tamamen dışlanmayı kabul etmeyen ama aynı zamanda çatışmayı da tırmandırmak istemeyen bir denge siyaseti izlediğini gösteriyor.
Türkiye ayrıca enerji geçişinde bir merkez olma iddiasını sürdürerek, Doğu Akdeniz gazının en ekonomik ve güvenli şekilde Avrupa’ya taşınabileceği güzergâhın kendi topraklarından geçtiğini vurguluyor.
İsrail–Yunanistan–GKRY iş birliği, Türkiye açısından açık biçimde stratejik baskı unsurları barındırıyor. Ancak bu tabloyu mutlak bir kuşatma olarak tanımlamak yerine, denge arayışıyla şekillenen çok taraflı bir güç mücadelesi olarak okumak daha isabetli görünüyor.
Türkiye’nin askeri kapasitesi, coğrafi konumu, enerji geçiş hatlarındaki rolü ve diplomatik manevra alanı, bu tür girişimlerin tek taraflı bir kuşatmaya dönüşmesini zorlaştırıyor. Buna karşılık Doğu Akdeniz, önümüzdeki dönemde de rekabetin, pazarlığın ve zaman zaman gerilimin iç içe yaşanacağı bir alan olmaya devam edecek.
Bu çerçevede İsrail–Yunanistan–GKRY hattı, yalnızca üç ülkenin iş birliği değil; Türkiye’nin bölgesel rolünü yeniden tanımlamaya zorlayan daha geniş bir jeopolitik denklemin parçası olarak okunmalı.
Reuters – Eastern Mediterranean energy and security developments
Reuters – Greece–Israel defence cooperation
Reuters – Turkey maritime policy and Mediterranean disputes
Uluslararası diplomatik ve enerji analizleri (2024–2025)