International Maritime Organization (IMO), Gemi Adamlarının Eğitim, Belgelendirme ve Vardiya Standartları Sözleşmesi (STCW) Kodu kapsamında yaptığı değişiklikle, gemi personeline yönelik zorbalık, taciz ve cinsel saldırının önlenmesini kapsayan eğitimi 1 Ocak 2026 itibarıyla zorunlu hale getirdi. Düzenleme, denizcilikte emniyetin yalnızca teknik donanım ve prosedürlerle değil, insan davranışı ve çalışma kültürüyle de doğrudan ilişkili olduğunu vurguluyor.
Yeni kural, denizcilik sektöründe uzun süredir varlığı bilinen ancak çoğu zaman kapalı kapılar ardında kalan davranışsal riskleri ilk kez açık biçimde uluslararası bir standart haline getiriyor.
Aylar süren kontratlar, sınırlı yaşam alanları ve keskin hiyerarşi, denizcilik mesleğini karadaki birçok işten ayırıyor. Bu kapalı yapı içinde zorbalık ve taciz vakaları çoğu zaman ani bir olaydan ziyade, zamanla biriken baskılar şeklinde ortaya çıkıyor. Aşağılayıcı dil, dışlayıcı tutumlar ya da rütbe farkına dayalı psikolojik baskı, bazı gemilerde “işin parçası” olarak normalleştirilebiliyor.
Bu ortamda çalışan birçok denizci, yaşadıklarını raporlamanın kontratını veya kariyerini riske atacağı düşüncesiyle sessiz kalmayı tercih ediyor. Özellikle genç ve tecrübesiz personel için bu sessizlik, uzun vadeli bir mağduriyet döngüsüne dönüşebiliyor.
IMO’nun STCW Kodu kapsamında yaptığı değişiklikler, bu tür davranışların yalnızca bireysel bir sorun değil, doğrudan operasyonel emniyet riski yarattığı yaklaşımına dayanıyor. Psikolojik baskı altında çalışan bir personelin dikkat seviyesi düşüyor, ekip içi iletişim zayıflıyor ve kritik operasyonlarda hata ihtimali artıyor.
Denizcilikte yaşanan kazaların önemli bir bölümünde insan faktörünün belirleyici olduğu düşünüldüğünde, davranışsal risklerin teknik arızalar kadar ciddi sonuçlar doğurabildiği kabul ediliyor.
Zorbalık ve taciz vakaları, armatörler açısından da giderek büyüyen bir maliyet ve risk unsuru haline geliyor. Deneyimli personelin gemiden ayrılması, yüksek devir oranları ve yeni personelin bulunması ile eğitilmesi hem zaman hem de finansal yük yaratıyor.
Buna ek olarak, bu tür olayların hukuki boyutu da karmaşıklaşıyor. Bayrak devleti, liman devleti ve şirket merkezinin farklı ülkelerde bulunması, süreçleri uzatırken şirket itibarı da zarar görebiliyor. Charterer denetimleri ve kurumsal müşteri ilişkileri, bu tür vakaların kamuoyuna yansımasından doğrudan etkileniyor.

STCW Kodu’ndaki değişiklikler, gemi personelinin zorbalık, taciz ve cinsel saldırı gibi davranışsal riskleri tanımasını, bu tür durumları önleyici tutum geliştirmesini ve olaylara doğru şekilde müdahale edebilmesini asgari eğitim standartları arasına alıyor. Eğitim, yalnızca mağdurun korunmasını değil, gemi genelinde güvenli ve saygılı bir çalışma ortamının oluşturulmasını da hedefliyor.
Ancak uzmanlara göre, düzenlemenin gerçek etkisi yalnızca eğitimle sınırlı kalmayacak. Kaptanlar ve zabitlerin liderliği, şirketlerin sıfır tolerans politikaları ve güvenli raporlama mekanizmaları, bu sürecin başarısında belirleyici olacak.
IMO’nun STCW Kodu üzerinden attığı bu adım, denizcilikte emniyet anlayışının yeni bir eşiğe taşındığını gösteriyor. 2026 itibarıyla gemilerde güvenli çalışma ortamı, iyi niyetli bir tercih olmaktan çıkıp, uluslararası bir zorunluluk haline geliyor.