İstanbul, Türkiye – 2026 itibarıyla yürürlüğe girecek olan FuelEU Maritime ve AB Emisyon Ticaret Sistemi (ETS), Türk denizcilik sektörünü doğrudan etkileyecek. Avrupa limanlarıyla yoğun ticari ilişkileri bulunan Türk armatörleri, artık sadece operasyonel verimlilikle değil, karbon ayak iziyle de rekabet edecek. Ancak birçok denizcilik şirketi hâlâ yakıt dönüşümü, karbon raporlama ve yeşil uyum konusunda yeterince hazırlıklı değil.
Yeni düzenlemeler, gemilerin yakıt kaynaklarını, sera gazı emisyonlarını ve operasyonel enerji performanslarını yakından izleyecek. AB ETS, 1 Ocak 2024 itibarıyla deniz taşımacılığına dahil edildi ve ilk yükümlülükler 30 Eylül 2025’te (2024 emisyonlarının %40’ı oranında) başlayacak. Kapsama oranı 2026’da %70, 2027 itibarıyla ise %100’e çıkacak. Aynı zamanda, FuelEU Maritime yönetmeliği 2025’te yürürlüğe girerek yakıtların karbon yoğunluğunu azaltmayı ve 2030’dan itibaren kıyı elektriği (OPS) kullanımını zorunlu hale getirecek.
Türkiye, 2025 yılı itibarıyla 53,1 milyon DWT’luk deniz filosuyla dünyada 10. sırada yer alıyor. Ancak filonun ortalama yaşının 20 yılın üzerinde olduğu tahmin ediliyor. Bu durum, enerji verimliliği açısından EEXI ve CII gibi uluslararası standartlara uyumda zorluk yaratıyor.
Liman altyapılarında ise dönüşüm süreci yeni başlıyor. Tekirdağ Asyaport Limanı, Türkiye’nin ilk yüksek kapasiteli 15 MVA kıyı elektriği (OPS) sistemini kurarak öncü bir adım attı. Ancak benzer uygulamaların ülke genelinde yaygınlaştırılması gerekiyor. Yakın gelecekte AB’ye uğrayan tüm konteyner ve yolcu gemilerinin, limanda sıfır emisyon modunda çalışması zorunlu hale gelecek.
Yakıt tarafında, LNG ikmali için altyapı çalışmaları sürerken, metanol ve amonyak gibi yeni nesil yeşil yakıtlar için Türkiye’de henüz kapsamlı bir tedarik zinciri oluşturulmuş değil. Bu nedenle sektörün, RFNBO (yenilenebilir enerji kaynaklarından üretilen yakıtlar) ve biyoyakıt sertifikasyon sistemleri konusunda hızla kapasite kazanması gerekiyor.
Uzmanlara göre Türk denizcilik sektörü, gemi inşa ve retrofit teknolojilerinde önemli bir avantaja sahip. Cemre Tersanesi’nin Avrupa için inşa ettiği sıfır emisyonlu feribotlar ve Sefine Tersanesi’nin hibrit batarya sistemli gemileri, Türkiye’nin yeşil dönüşümde mühendislik gücünü ortaya koyuyor. Bu teknolojilerin yerli filo modernizasyonuna da aktarılması, karbon maliyetlerini ciddi oranda düşürebilir.
EUA (karbon kredisi) fiyatlarının 2025 boyunca €75–80/tCO₂ seviyelerinde seyretmesi, Türk armatörleri için maliyet baskısı yaratıyor. AB’ye sık uğrayan bir geminin yıllık 10.000 ton CO₂ emisyonu bulunuyorsa, 2026 itibarıyla ödeyeceği karbon bedeli ortalama €800.000 seviyesine ulaşabilecek. Bu nedenle, işletmelerin yakıt optimizasyonu, hız yönetimi ve emisyon ticareti stratejilerini bugünden geliştirmesi gerekiyor.
Sonuç olarak, Türkiye denizcilik sektörünün yeşil dönüşüm sürecine kısmen hazır olduğu söylenebilir. Gemi inşa sanayii ve mühendislik kabiliyeti güçlü olsa da, filo yenileme, alternatif yakıt erişimi ve liman elektrifikasyonu gibi alanlarda ilerleme kaydedilmesi şart. 2025–2027 dönemi, Türk denizciliği için “karbon çağının” belirleyici dönüm noktası olacak.