Deniz Gündem analizinde: “Denizcilik Bakanlığı neden kurulmalı?
Türkiye, üç tarafı denizlerle çevrili, stratejik konumuyla dünya deniz ticaretinin kalbinde yer alan bir ülke. Ancak bu avantaj, hâlâ ulusal ölçekte kurumsal bir çatı altında tam anlamıyla temsil edilemiyor. Sektör temsilcilerinin yıllardır dile getirdiği ortak görüş şu: “Türkiye’nin artık bir Denizcilik Bakanlığı’na ihtiyacı var.”
Denizcilik yalnızca ulaştırma sektörünün bir alt kolu değil; ekonomik büyümenin motoru, milli güvenliğin temel unsuru, ihracat ve dış ticaretin taşıyıcısı, yeşil dönüşüm ve enerji arz güvenliği gibi başlıklarda da ülke geleceğini etkileyen bir alan. Türkiye’de denizcilik faaliyetleri halen Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’nın denetimi altında yürütülüyor. Ancak sektörün genişliği — limanlar, gemi inşa, balıkçılık, deniz turizmi, armatörlük, deniz hukuku, deniz sigortaları, yeşil dönüşüm yatırımları gibi alanları — artık tek bir çatı altında, bütüncül bir stratejiyle yönetilmesi gerektiğini gösteriyor.
Son yıllarda İMEAK Deniz Ticaret Odası (DTO), Gemi İnşa Sanayicileri Birliği (GİSBİR) ve Türkiye Liman İşletmecileri Derneği (TÜRKLİM) gibi kurumlar, farklı platformlarda bu talebi açıkça dile getirdi. DTO Başkanı Tamer Kıran, her fırsatta “Denizciliğin hak ettiği kurumsal güce kavuşması gerektiğini” vurgularken, GISBIR Başkanı Murat Kıran da “Gemi inşa sektörü savunma sanayi ile birlikte stratejik olarak yönetilmeli” görüşünü sık sık paylaşıyor. TÜRKLİM ise liman yatırımlarının artan ölçeğine dikkat çekerek, “Türkiye, limanlarını küresel rekabetin merkezine taşıyacak bağımsız bir bakanlığa sahip olmalı” çağrısında bulunuyor.
Yunanistan’da Denizcilik ve Ada Politikaları Bakanlığı hem sivil denizcilikten hem sahil güvenlikten sorumlu.
Norveç’te Denizcilik ve Balıkçılık Bakanlığı yeşil yakıt ve sürdürülebilir gemi teknolojilerine öncülük ediyor.
Japonya ve Güney Kore’de liman, gemi inşa, inovasyon ve deniz taşımacılığı politikaları tek çatı altında yürütülüyor.
Bu ülkeler denizcilik politikalarını yalnızca ekonomik değil, jeopolitik bir güç unsuru olarak da ele alıyor. Türkiye’nin de benzer bir yapı kurması hem Doğu Akdeniz ve Karadeniz’deki etkinliğini artıracak hem de uluslararası ticarette karar alıcı rolünü güçlendirecektir.
2020 sonrası dönemde IMO, AB ETS ve FuelEU Maritime gibi küresel regülasyonlar gemi inşa ve taşımacılık sektörünü kökten değiştirdi. Türkiye’de bu dönüşüm süreci farklı kurumlar arasında dağılmış şekilde yürütülüyor. Oysa Denizcilik Bakanlığı, tek elden; karbon nötr denizcilik stratejisini, yerli yakıt ve teknoloji politikalarını, yeşil liman sertifikasyonlarını, denizcilik eğitimini ve insan kaynağını koordine edebilir. Bu da Türkiye’nin uluslararası denizcilik politikalarında oyun kurucu ülke olma potansiyelini güçlendirir.
Denizcilik, Türkiye ekonomisine doğrudan ve dolaylı olarak yılda 40 milyar doları aşkın katkı sağlıyor. Ancak bu büyüklükte bir sektör hâlen genel müdürlük seviyesinde temsil ediliyor. Bugün artık sektörel olgunluk, kurumsal tecrübe ve ekonomik büyüklük, Denizcilik Bakanlığı’nın kurulması için gerekli tüm koşulların oluştuğunu gösteriyor.
Denizcilik Bakanlığı yalnızca bürokratik bir düzenleme değil; Türkiye’nin mavi vatan vizyonunun ve mavi ekonomiye geçiş sürecinin kurumsal ifadesi olacaktır. DTO, GISBIR ve TÜRKLİM’in ortak talebi aslında sektörün sesidir:
“Türkiye, denizci millet olma hedefini ancak güçlü bir Denizcilik Bakanlığı ile gerçekleştirebilir.”