Ortadoğu’da bu sabah saatlerinde başlayan yüksek tansiyon, dünya genelinde endişe yaratmaya devam ediyor. İsrail’in İran’ın askeri ve nükleer altyapı noktalarına yönelik gerçekleştirdiği hava saldırıları, bölgedeki jeopolitik denklemi bir kez daha sarstı. Tahran, saldırılara 100’den fazla silahlı insansız hava aracı (SİHA) ile yanıt vererek doğrudan misillemeye girişti. İran makamlarından gelen “bölgesel denklemin yeniden çizileceği” yönündeki açıklamalar ise çatışmanın boyutunun daha da genişleyebileceğine işaret ediyor.
Gerilim yalnızca askeri cephede kalmadı. Hürmüz Boğazı, Umman Körfezi, Basra Körfezi ve Bab el-Mandeb hattındaki tüm ticari deniz rotaları yeni bir güvenlik testine girmiş durumda. Bölge, dünya enerji tedarikinin can damarı olması açısından kritik öneme sahip.
Birleşik Krallık Deniz Ticareti Operasyonları (UKMTO), şu ana kadar İran tarafından ticari gemilere yönelik doğrudan bir saldırı olmadığını bildirse de, İngiliz askeri kaynaklar bu sessizliğin geçici olabileceği konusunda uyarıyor. Yemen’deki İran destekli Husi milislerinin devreye girme ihtimali, Kızıldeniz’de geçtiğimiz aylarda yaşanan gemi saldırılarını yeniden gündeme taşıdı.
Güvenlik danışmanlık firması Vanguard, Hürmüz Boğazı çevresindeki askeri yoğunluk, aktif hale gelen hava savunma sistemleri ve GNSS (küresel navigasyon) sinyallerine yönelik müdahaleler nedeniyle bölgedeki gemi geçişlerinin “yüksek riskli” olarak değerlendirilmesi gerektiğini bildirdi.
Brent tipi ham petrol fiyatları, jeopolitik tansiyonun etkisiyle gün içinde %3’ten fazla artarak 94 dolar seviyesini gördü. LNG ve LPG taşıyan tankerler için spot navlun fiyatlarında ise %7’lik bir artış yaşandığı bildiriliyor.
SEB Bankası’nın analizine göre, bu kriz kısa vadede tanker piyasasını hareketlendirse de petrol fiyatlarının kalıcı olarak yüksek seyretmesi durumunda, talepte daralma ve navlun hacimlerinde gerileme görülebileceği belirtiliyor.
Jefferies verilerine göre, Orta Doğu bölgesi küresel ham petrol taşımacılığının %40’ını, LPG’nin %33’ünü ve LNG’nin %23’ünü karşılıyor. Bu da Hürmüz Boğazı’ndaki olası bir kesintinin yalnızca fiyatları değil, denizcilik sigorta primlerini ve global ticaret rotalarını da derinden etkileyebileceğini ortaya koyuyor.
Küresel denizcilik stratejisti Lars Jensen, İran’ın daha önce MSC Aries gibi büyük konteyner gemilerine el koyarak bu tür krizleri pazarlık kozu olarak kullandığını hatırlatarak, benzer bir senaryonun Hürmüz veya Basra Körfezi’nde tekrar etmesi durumunda konteyner hatlarının Asya alternatiflerine yönelmek zorunda kalabileceğini söyledi.
Bu rota değişikliği, Singapur, Port Klang, Colombo gibi Güneydoğu Asya limanlarında yeni bir sıkışıklık dalgasını ve navlun fiyatlarında ikinci bir artış dönemini tetikleyebilir.
Son 18 ayda Kızıldeniz’de yaşanan olaylar, küresel deniz taşımacılığının yalnızca korsanlıkla değil, devlet aktörleri ve vekil güçler eliyle de tehdit altında olduğunu göstermişti. Şimdi ise benzer bir risk, dünya enerji arterlerinden biri olan Hürmüz Boğazı’na taşınmış görünüyor.
Henüz ticari gemilere yönelik doğrudan bir saldırı gerçekleşmese de artan askeri varlık, GNSS karartmaları ve politik belirsizlik, navlun anlaşmalarından rota planlamalarına kadar tüm denizcilik süreçlerini yeniden şekillendirebilir.