Küresel denizcilik sektörünün karbonsuzlaşma sürecinde belirleyici bir kayma yaşanıyor. Son veriler, yeşil hidrojen ve sentetik yakıt üretiminde İspanya, Danimarka, Norveç ve Fransa’nın hızla öne çıktığını ve bu dört ülkenin, önümüzdeki on yıllarda denizcilik enerjisinin yönünü belirleyebilecek bir altyapı inşa ettiğini gösteriyor.
Transport & Environment tarafından yayımlanan güncel denizcilik e-yakıt gözlemine göre, Avrupa genelinde onaylanmış ya da duyurulmuş yaklaşık 80 yeşil hidrojen, e-metanol, e-amonyak ve e-metan projesi bulunuyor. Tüm projelerin devreye girmesi halinde, 2032’ye kadar toplam üretimin milyonlarca ton petrol eşdeğerine ulaşabileceği öngörülüyor. Bu hacim, bugünkü denizcilik yakıt talebiyle kıyaslandığında sınırlı kalsa da, üretimin birkaç ülkede yoğunlaşması dikkat çekiyor.

Danimarka, yeşil hidrojen ve türevlerini kapsayan çok sayıda projeyle listenin başında yer alıyor. İspanya ise hidrojen vadileri ile Algeciras ve Bilbao gibi büyük limanlarla bağlantılı projeleri sayesinde ikinci büyük potansiyel üretici konumunda bulunuyor. Norveç ve Fransa’nın toplam kapasitesi daha düşük olsa da, planlanan üretimlerinin önemli bir kısmı doğrudan denizcilik sektörüne tedarik sağlamayı hedefliyor.
Bu dönüşümün en somut örneklerinden biri, Danimarka’daki Kassø e-metanol tesisi olarak öne çıkıyor. European Energy ve Mitsui ortaklığında geliştirilen tesis, büyük ölçekli ticari e-metanol üretimine başlayan ilk örneklerden biri olarak gösteriliyor. Üretimin bir bölümünün, çift yakıtlı gemiler için yapılan tedarik anlaşmaları kapsamında AP Moller-Maersk’e yönlendirildiği belirtiliyor.
Ancak rapor, ivmeye rağmen risklerin sürdüğüne de dikkat çekiyor. Belirlenen kapasitenin küçük bir bölümü denizciliği birincil son kullanıcı olarak hedefliyor ve projelerin çoğu henüz planlama ya da erken geliştirme aşamasında bulunuyor. Ekonomik koşullar, politika belirsizlikleri ve yeşil hidrojen için diğer sektörlerle artan rekabet, yatırımların nihai aşamaya taşınmasında önemli engeller oluşturuyor.
Avrupa Birliği’nin düzenleyici çerçevesi bu noktada kritik önem taşıyor. FuelEU Maritime düzenlemesi, AB limanlarına uğrayan gemilerin enerji karışımlarındaki sera gazı yoğunluğunu kademeli olarak düşürmesini öngörürken, Avrupa Komisyonu’nun sürdürülebilir ulaşım yatırımlarına yönelik finansman planları yeşil yakıt projeleri için ek destek sinyali veriyor.
Uzmanlara göre, yeşil deniz yakıtlarının arz tarafı belirli merkezlerde şekillenmeye başladı. Ancak bu altyapının hızla olgunlaşması, uzun vadeli talep garantileri ve güçlü politika sinyallerinin sağlanmasına bağlı olacak. Aksi halde, bugün lider konumda görünen projelerin önemli bir kısmı fizibilite aşamasını aşamayabilir.