Karadeniz’deki drone ve mayın saldırıları, Kızıldeniz’de Husilerin ticari gemilere yönelik koordineli operasyonları ve Aden Körfezi’nde yeniden yükselen korsanlık girişimleri, deniz taşımacılığını küresel ölçekte kırılganlaştırdı. Dünya ticaretinin %90’ının deniz yoluyla gerçekleştiği düşünüldüğünde, bu saldırıların sadece bölgesel güvenlik meselesi değil, aynı zamanda küresel ekonomi, sigorta piyasası ve navlun dengeleri üzerinde belirleyici bir faktör hâline geldiği görülüyor. Artık denizcilik sigortasının yanıtlamaya çalıştığı kritik soru net biçimde ortaya çıkmıştır: “Bir gemi hangi denizlerden geçebilir ve bu geçişin gerçek sigorta maliyeti nedir?”
Rusya–Ukrayna savaşının deniz boyutu 2025’te farklı bir evreye taşındı. Bölgedeki tanker ve yük gemilerine yönelik insansız hava aracı ve suüstü araç saldırıları, sigorta piyasalarında sarsıcı bir etki yarattı. Karadeniz için uygulanan savaş riski primleri daha önce %0,3–0,5 bandında seyrederken, yeni saldırılar ve artan tehdit seviyesi nedeniyle %0,6–1 aralığına yükseldi. Bu artış, 100 milyon dolar değerindeki bir tanker için tek seferde 700.000 doların üzerinde ek maliyet anlamına geliyor.
Lloyd’s tarafından günlük güncellenen risk haritalarında Karadeniz artık “değişken risk bölgesi” olarak sınıflandırılıyor. Risk profilinin bu kadar hızlı değişmesi, armatörlerin sefer planlamalarını, charterparty şartlarını ve sigorta şirketlerinin fiyatlama algoritmalarını doğrudan etkiliyor. Uzmanlara göre Karadeniz, artık diplomatik değil, tamamen sigorta terimleriyle tanımlanan bir “sigorta koridoru” üzerinden okunuyor.
Kızıldeniz, küresel deniz ticaretinin en kritik geçiş noktalarından biri olmasına rağmen, Husilerin ticari gemilere yönelik artan saldırıları nedeniyle modern denizcilik tarihinde eşi görülmemiş bir risk alanına dönüştü. Drone ve füze saldırılarının artmasıyla bölge için uygulanan savaş riski primleri %0,25 seviyesinden %0,7–1 bandına çıktı; bazı özel durumlarda %2’ye ulaştı.
Risk seviyesi yükseldikçe bazı sigorta şirketleri, yüksek profilli veya belirli ülkelerle bağlantılı gemilere poliçe sağlamayı durdurdu. Kızıldeniz’den geçmek istemeyen armatörler ise Ümit Burnu’na yönelerek sefer sürelerini 10–14 gün artırıyor. Sigorta primleri geçiş güzergâhlarına göre değişse de bu rota değişikliği nedeniyle yakıt, zaman ve operasyon maliyetleri katlanarak artıyor. Bu nedenle sigorta uzmanları Kızıldeniz için artık şu yorumu yapıyor: “Bu bölgede risk sadece sahada değil, poliçede de patlıyor.”
Aden Körfezi ve Hint Okyanusu’nda korsanlık faaliyetlerinin yeniden yükselişe geçmesi deniz sigortacılığı için ayrı bir karmaşa yarattı. Silahlı güvenlik ekiplerinin maliyetleri, güvenlik protokollerinin sıkılaşması ve artan operasyon giderleri; burada seyreden tüm gemilerin risk sınıfını yükseltiyor. Reasürans şirketleri, Afrika Boynuzu çevresindeki tehdit seviyesini yeniden hesaba katarak fiyatlandırma modellerini güncelliyor.
Küresel reasürans şirketleri Karadeniz ve Kızıldeniz’e ilişkin saldırı dosyalarını incelerken üç majör soruna işaret ediyor: Büyük hasar dosyalarındaki artış, saldırı sıklığının yukarı yönlü hareketi ve “kümülatif hasar” riski. Aynı bölgede birden fazla geminin kısa süre içerisinde zarar görmesi ihtimali, reasürans maliyetlerinde sert artışlara yol açıyor. Bu durum, savaş riski sigortasının fiyatlarını otomatik olarak tırmandırıyor.
P&I kulüpleri risk değerlendirmelerini artık bölgesel değil, gemi bazlı yapıyor. Bayrak, işletmeci şirketin geçmişi, AIS (otomatik tanımlama sistemi) kullanım alışkanlığı, uğranan limanların güvenlik seviyeleri ve taşınan yükün niteliği gibi faktörler tek tek değerlendiriliyor. Bu nedenle aynı rotada seyreden benzer büyüklükteki iki gemi için tamamen farklı primler belirlenebiliyor.
Gemi saldırıları ve yükselen savaş riski primleri, navlun piyasasını doğrudan etkiliyor. Rotaların değişmesi, gecikme cezalarının artması, yük sahiplerinin ek güvenlik maliyetleri ve charterparty sözleşmelerinde “war risk”, “deviation” ve “safe port” klozlarının yeniden yazılması, deniz ticaretinin kurallarını baştan şekillendiriyor. Her bir saldırı haberi, küresel navlun fiyatlarının başka bir coğrafyada dalgalanmasına neden oluyor.
Türkiye; Karadeniz, Doğu Akdeniz ve global deniz ticaret koridorları arasında stratejik bir noktada yer alıyor. Bu nedenle Türk armatörler, brokerler, liman işletmecileri ve lojistik şirketleri hem yüksek risk hem de önemli fırsat dönemine girmiş durumda. Özellikle bölgesel risk sigortası konusunda uzmanlaşan Türk sigorta brokerlerinin önümüzdeki dönemde daha fazla rol üstlenmesi bekleniyor. Alternatif ticaret koridorlarının gündeme gelmesi, Doğu Akdeniz limanlarını daha değerli hâle getirirken; prim artışları ve rota riskleri orta ölçekli armatörler üzerinde baskı oluşturabilir.
Denizcilik sigortası artık yalnızca bir finansal güvenlik aracı değil; jeopolitik gerilimlerin küresel ticarete olan etkisini anında gösteren bir barometre hâline geldi. Karadeniz’de bir tanker vurulduğunda Singapur’daki sigortacı fiyatlamayı değiştiriyor; Kızıldeniz’de bir gemi batırıldığında Londra’daki reasürans kapasitesi daralıyor. Bu karşılıklı etkileşim döngüsünün 2026’ya doğru daha da hızlanacağı öngörülüyor.
Modern deniz taşımacılığında her saldırı sadece o gemiyi değil; sigorta poliçelerini, navlun fiyatlarını, rotaları ve küresel tedarik zincirinin tamamını aynı anda etkiliyor.
Bu analiz, aşağıdaki uluslararası kaynakların açık veri raporları, güvenlik bültenleri ve sektörel değerlendirmelerinden yararlanılarak hazırlanmıştır: