ABD’nin Venezuela’da düzenlediği ve Devlet Başkanı Nicolás Maduro ile eşi Cilia Flores’in gözaltına alınmasıyla sonuçlanan askeri operasyon, Karayip havzasındaki deniz ticaretini derinden etkileyen yeni bir güvenlik ve hukuk krizine yol açtı. Operasyon, bölgenin kilit kıyı devletlerinden birini fiilen tartışmalı bir yetki alanına dönüştürürken, gemi sahipleri, kiracılar ve sigorta piyasaları onlarca yıldır görülmeyen ölçekte risklerle karşı karşıya kaldı.
ABD tarafından “Mutlak Kararlılık Operasyonu” olarak tanımlanan harekât, askeri tesislere yönelik hava saldırılarıyla başladı ve Venezuela’nın en büyük askeri kompleksi olan Fuerte Tiuna’ya düzenlenen özel kuvvetler baskınıyla devam etti. Baskın sırasında Maduro ve Flores gözaltına alındı. Maduro’nun helikopterle açıkta konuşlu USS Iwo Jima’ya götürüldüğü, buradan ABD’ye sevk edilerek New York’ta federal mahkemeye çıkarıldığı bildirildi. Maduro, Manhattan’daki ilk duruşmasında uyuşturucu terörizmi suçlamalarını reddetti.
Operasyon sırasında en az 80 kişinin hayatını kaybettiği, ölenler arasında Küba’ya bağlı askeri ve istihbarat unsurlarının da bulunduğu bildirildi. La Guaira Limanı’nda çok sayıda konteynerin imha edildiği, uydu görüntülerinde liman sahasında yangınlar ve depo hasarları tespit edildi. Caracas’ta yaşanan elektrik kesintileri ve güvenlik endişeleri nedeniyle ticari faaliyetler durma noktasına geldi.
Askeri müdahalenin hemen ardından ülkede belirgin bir yönetim boşluğu oluştu. Venezuela Yüksek Mahkemesi, Başkan Yardımcısı Delcy Rodríguez’i geçici devlet başkanı olarak atadı. Rodríguez başlangıçta bu geçişi tanımayacağını açıklasa da, kısa süre sonra Washington ile diyalog çağrısı yaptı. Savunma Bakanı Vladimir Padrino López, operasyonu sert ifadelerle kınarken, geçici atamayı destekledi.
ABD Başkanı Donald Trump, uygun bir geçiş sağlanana kadar Venezuela üzerindeki kontrolün Washington’da olacağını ilan etti ve işbirliği sağlanmaması halinde yeni askeri adımlar atılabileceği mesajını verdi. Bu açıklamalar, Venezuela sularına giren veya limanlara yönelen ticari gemiler için ciddi bir hukuki belirsizlik yarattı. Uzmanlara göre, farklı siyasi ve silahlı grupların gemiler üzerinde hak iddia etmesi, ticari seferleri fiilen pazarlık unsuruna veya hedefe dönüştürebilir.
Gelişmeler, zaten kırılgan durumda olan Venezuela petrol ticaretini daha da karmaşık hale getirdi. Yaptırımlara rağmen Venezuela ham petrolü ve fuel oil, aracı şirketler ve gölge filo tankerleri üzerinden Asya pazarlarına ulaşmayı sürdürüyordu. 2024’ün ilk ve son çeyreği arasında Venezuela sularındaki gemiden gemiye transferlerin önemli ölçüde arttığı biliniyor.
Trump yönetimi, Amerikan şirketlerinin Venezuela’nın petrol altyapısını yeniden inşa edeceğini ve petrol gelirlerinin geçiş sürecinin finansmanında kullanılacağını açıkladı. Ancak sahadaki silahlı gruplar ve Maduro’ya bağlı unsurlar bu otoriteyi tanımıyor. Washington’un devlet petrol şirketi PDVSA ihracatı üzerinde kontrol kurması ihtimali, mevcut yüklemelerin hukuki statüsünü tartışmalı hale getiriyor. Analistlere göre, ileride kurulacak bir hükümet veya uluslararası mahkemeler bu sevkiyatları yasa dışı ilan ederse, konşimentolar, mülkiyet zincirleri ve ödemeler geriye dönük olarak sorgulanabilir.
Bu risk ortamı, ana akım gemi sahiplerinin Venezuela bağlantılı sözleşmeleri askıya almasına yol açabilir. Böyle bir senaryoda, daha yüksek risk iştahına sahip operatörlerin, yüksek primler karşılığında bu boşluğu doldurması bekleniyor.
Petrol piyasalarının ilk tepkisi sınırlı kalsa da, sigorta ve finans cephesinde baskı hızla artıyor. Venezuela, 2022’den bu yana Ortak Savaş Komitesi’nin ek prim bölgeleri listesinde yer alıyor. Bu durum, ülke limanlarına uğrayacak gemiler için ön bildirim ve onay zorunluluğu anlamına geliyor. Londra merkezli sigortacıların, savaş riski primlerini yükseltmesi ve teminat koşullarını sıkılaştırması bekleniyor.
Koruma ve tazminat kulüplerinin, daha kapsamlı güvenlik önlemleri ve rota planları talep eden yeni genelgeler yayımlaması gündemde. Bankalar ise Venezuela bağlantılı işlemlerden tamamen çekilmeyi değerlendiriyor. Artan risk algısı, Venezuela’ya uğramayan gemiler için bile Karayip geçişlerinde daha yüksek savaş riski ek ücretlerine yol açmış durumda.
ABD Federal Havacılık İdaresi’nin Venezuela hava sahasını Amerikan uçaklarına kapatması, havayolu şirketlerini daha uzun ve maliyetli rotalara yöneltti. ABD donanmasının Karayipler’deki varlığının artması halinde, Panama Kanalı’nın güney yaklaşımlarında güvenlik kontrollerinin sıkılaşabileceği belirtiliyor.
Krizin etkileri Venezuela sınırlarını aşmış durumda. Trump’ın Kolombiya Devlet Başkanı Gustavo Petro’ya yönelik sert açıklamaları, bölgesel tansiyonu daha da yükseltti. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Washington’un günlük yönetim rolü üstlenmeyeceğini belirtse de, güven kaybının çoktan yaşandığı değerlendiriliyor.
Brezilya, Şili, Kolombiya, Meksika, Uruguay ve İspanya operasyonu kınarken; Çin lideri Xi Jinping müdahaleyi tek taraflı güç kullanımı olarak tanımladı. Rusya ve Küba operasyonu devlet terörizmi olarak nitelendirdi. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, gelişmeleri ele almak üzere olağanüstü toplandı.
Uzmanlar, önümüzdeki günlerde ABD’nin askeri varlığını sınırlı tutup tutmayacağının veya daha kalıcı bir konuşlanmaya gidip gitmeyeceğinin belirleyici olacağını vurguluyor. Şu an için ticari operatörler, haritanın fiilen yeniden çizildiği sularda faaliyet göstermek zorunda kalmış durumda.
Yükselen sigorta primleri, artan uyumluluk yükümlülükleri, liman ve kargolar üzerindeki rekabetçi yetki iddiaları ve yeni askeri müdahale ihtimalleri, Güney Karayipler’de deniz ticaretini birkaç gün öncesine kıyasla çok daha kırılgan bir zemine taşıdı. Analistler, bu sürecin Batı Yarımküre’de denizcilik risk hesaplamalarını kalıcı biçimde değiştirebileceği görüşünde birleşiyor.