enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
46,6252
EURO
53,1733
ALTIN
6.062,27
BIST
14.285,62
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
31°C
İstanbul
31°C
Açık
Cumartesi Parçalı Bulutlu
30°C
Pazar Açık
29°C
Pazartesi Açık
31°C
Salı Açık
32°C
Norden Ship Design House
Norden Ship Design House

Veri Akmazsa Gemi Yürümez Diyen Navser Marine Sektörün Yarınına Işık Tutuyor

Mors alfabesinden yapay zeka destekli otonom gemilere uzanan baş döndürücü teknolojik serüven… Açık denizlerde seyir güvenliği, operasyonel verimlilik ve mürettebatın refahı artık saniyeler içinde aktarılan verilerle sağlanıyor. Navser Marine Genel Müdürü İskender Civil, okyanusları birbirine bağlayan dijitalleşmenin nabzını Deniz Gündem okurları için tuttu.

Veri Akmazsa Gemi Yürümez Diyen Navser Marine Sektörün Yarınına Işık Tutuyor
maridec marina
guven
18.06.2026 09:45
A+
A-

Küresel tedarik zincirinin can damarı olan denizcilik, tarihinin en büyük teknolojik sıçramalarından birini yaşıyor. Sadece kıyı ile iletişim kurmak için değil; operasyonel verimliliği, seyir emniyetini ve personel motivasyonunu sağlamak için de gemi haberleşme sistemleri artık açık denizlerdeki gemilerin adeta beyni konumunda. Deniz Gündem Haziran 2026 sayımızda, köprüüstü elektronik sistemleri ve global teknik servis alanında 17 yılı aşkın köklü bir tecrübeye sahip olan Navser Marine Genel Müdürü İskender CİVİL’İ ağırlıyoruz.

Navser Marine

Dijital entegrasyondan yapay zeka destekli otonom seyir teknolojilerine, maliyet odaklı yanlış mühendislik tercihlerinin yarattığı tehlikelerden uluslararası sulardaki servis zorluklarına kadar, denizciliğin yarınını şekillendiren tüm kritik başlıkları bu özel röportajımızda bulacaksınız.

Deniz Gündem

Öncelikle Navser Marine’i sizden dinlemek isteriz. Şirket hangi ihtiyaçtan doğdu, bugün hangi alanlarda faaliyet gösteriyor ve sektörde nasıl bir konumlanma hedefliyor? 

Navser Marine’in kuruluş hikâyesi, pek çok başarılı işletmede olduğu gibi sektörün ihtiyaçlarına cevap verme amacıyla şekillendi. Temelleri 2007 yılında farklı isimler altında atılan şirket, 2009 yılında kurumsal kimliğini tamamlayarak Navser Marine adıyla faaliyet göstermeye başladı. “Navigation” ve “Service” kelimelerinin birleşiminden doğan Navser markası, o günden bu yana gemi köprüüstü elektronik sistemlerinin satış, kurulum, bakım, arıza tespiti, onarım, sertifikalandırma ve survey hizmetleri alanlarında faaliyet göstermektedir.

Yurtiçi ve yurtdışında 7 gün 24 saat kesintisiz hizmet anlayışıyla çalışan Navser Marine, 17 yılı aşkın tecrübesiyle denizcilik sektörünün güvenilir çözüm ortakları arasında yer almaktadır.

Denizcilik sektöründe teknolojinin hızla gelişmesi, gemi-kıyı haberleşmesinin çok ötesinde yeni ihtiyaçları da beraberinde getirmiştir. Günümüzde kullanılan elektronik sistemler yalnızca güvenli seyri desteklemekle kalmıyor; aynı zamanda gemi personelinin can güvenliğinin korunmasına, operasyonel risklerin azaltılmasına ve olası kaza durumlarında sigorta süreçlerinin sağlıklı şekilde yürütülmesine de katkı sağlıyor. Bu teknolojik gelişmeler gerek armatörler gerekse denizcilik profesyonelleri açısından önemli avantajlar sunarken, sektör genelinde emniyet ve verimlilik standartlarının yükselmesine de destek oluyor.

Denizcilikte haberleşme sistemleri artık yalnızca gemi–kıyı iletişimini değil, operasyonun tamamını etkileyen bir yapıya dönüştü. Siz bu dönüşümü sahada nasıl gözlemliyorsunuz? 

Günümüzde armatörlerin önemli bir bölümü, küresel ekonomik dalgalanmalar ve bölgemizde yaşanan jeopolitik gelişmelerin yarattığı mali baskılar nedeniyle maliyet odaklı kararlar almaya yöneliyor. Ancak sektörümüzde en sık karşılaştığımız ve üzerinde en fazla durduğumuz konu, “hem en ucuz hem de en iyi çözüm” beklentisi oluyor. Ne yazık ki bu yaklaşımın dünya genelinde geçerli bir karşılığı bulunmuyor.

17 yıllık sektör deneyimimiz boyunca edindiğimiz gözlemler, yalnızca ilk yatırım maliyetine odaklanmanın uzun vadede tasarruf sağlamadığını gösteriyor. Aksine, kısa vadeli maliyet avantajı sağlıyor gibi görünen tercihler, ilerleyen süreçte daha yüksek operasyonel giderlere ve teknik problemlere yol açabiliyor. 

Denizcilik sektörü, uluslararası kurallar ve standartlar üzerine inşa edilmiş bir yapıya sahip. Kullanılan ekipmanların da bu kurallar doğrultusunda seçilmesi ve uygulanması gerekiyor.

Buna örnek olarak, uluslararası sefer yapan ticari gemilerde zaman zaman yat ve tekne kullanımına yönelik tasarlanmış otopilot sistemlerinin tercih edildiğini görüyoruz. İlk bakışta maliyet avantajı sağlayan bu seçimler, büyük tonajlı gemilerin operasyonel ihtiyaçlarını karşılamakta yetersiz kalabiliyor ve seyir güvenliğini olumsuz etkileyebiliyor. Daha sonra yaşanan performans sorunlarının çözümü için başvurulduğunda ise asıl problemin ekipman seçimindeki yanlış tercih olduğu ortaya çıkıyor.

Navser Marine

Bu nedenle denizcilikte ekipman seçiminin yalnızca fiyat kriteriyle değil; güvenlik, performans, uluslararası standartlara uygunluk ve uzun vadeli işletme maliyetleri dikkate alınarak yapılması gerektiğine inanıyoruz.

Bugün bir armatör ya da gemi işletmecisi haberleşme altyapısına yatırım yaparken en çok hangi kriterlere odaklanıyor? Maliyet, kapsama alanı, hız, süreklilik ya da teknik servis tarafında öncelikler nasıl değişti? 

Uluslararası sularda faaliyet gösteren gemiler için güçlü ve yaygın bir global servis ağı büyük önem taşıyor. Bugün Türk denizcilik sektörüne ait çok sayıda gemi, dünyanın farklı bölgelerinde yük ve hizmet üretmeye devam ediyor. Bu nedenle, ülkemiz sularında karşılaşılan teknik ihtiyaçların benzerleri dünyanın çeşitli limanlarında da ortaya çıkabiliyor.

Ancak yurtdışında sunulan teknik hizmetlerin maliyetleri, Türkiye’ye kıyasla oldukça yüksek seviyelere ulaşabiliyor. Ülkemizde makul maliyetlerle gerçekleştirilebilen birçok operasyonun, farklı ülkelerde katlanarak artan bedellerle sunulduğunu görüyoruz. Bu durum hem armatörleri hem de hizmet sağlayıcı firmaları doğrudan etkiliyor.

Navser Marine olarak, bir Türk şirketi sıfatıyla dünyanın her noktasında, ülkemiz limanlarında sunduğumuz kalite ve hizmet anlayışını uluslararası arenaya taşımayı arzu ediyoruz. Ancak bu noktada vize süreçleri önemli bir engel olarak karşımıza çıkıyor. Acil müdahale gerektiren teknik servis operasyonlarında zaman kaybı yaşanması hem hizmet sağlayıcıları hem de armatörleri zor durumda bırakabiliyor.

Navser Marine

Bu nedenle, yıllardır dile getirdiğimiz bir görüşü yeniden vurgulamak isterim. Denizcilik sektöründe belirli bir süre emek vermiş, aktif olarak görevine devam eden profesyoneller için vize süreçlerini kolaylaştıracak düzenlemelerin hayata geçirilmesi, sektörümüz adına önemli kazanımlar sağlayacaktır. Böyle bir adımın, Türk denizcilik sektörünün uluslararası rekabet gücünü artıracağına ve hizmet ihracatına olumlu katkılar sunacağına inanıyorum.

Öte yandan günümüzde güven kavramı, yalnızca denizcilik sektöründe değil, toplumun genelinde üzerinde en fazla konuşulan konulardan biri hâline geldi. Hizmet alan ve hizmet veren taraflar arasındaki ilişkinin temelinde karşılıklı güvenin yer alması gerektiğine inanıyoruz. Ancak uygulamada bunun her zaman mümkün olmadığını da görüyoruz.

Denizcilik sektöründe faaliyet gösteren teknik servis firmaları, günün her saatinde, dünyanın farklı noktalarında gemilere destek vermek için büyük bir özveriyle çalışıyor. Buna rağmen zaman zaman verilen hizmetlerin veya tedarik edilen ekipmanların karşılığının tahsil edilemediği durumlarla karşılaşılabiliyor. Sektörde uzun yıllardır faaliyet gösteren, saygınlığıyla bilinen firmaların dahi alacaklarını tahsil edebilmek için hukuki süreçlere başvurmak zorunda kaldığı örnekler bulunuyor.

Bu nedenle güvenin tek taraflı bir beklenti değil, tüm paydaşların ortak sorumluluğu olarak görülmesi gerektiğini düşünüyoruz. Sağlıklı ve sürdürülebilir bir denizcilik ekosistemi ancak karşılıklı güven, şeffaflık ve ticari etik ilkeleri üzerine inşa edilebilir.

Özellikle uluslararası sefer yapan gemilerde “global servis desteği” ne kadar kritik hâle geldi? Bir marine electronics firmasının sadece ürün değil aynı zamanda güven duygusu satması gerektiğini düşünüyor musunuz? 

Operasyonel verimlilik açısından değerlendirildiğinde, gemi üzerindeki sistemlerin kesintisiz ve doğru şekilde çalışması büyük önem taşıyor. Teknik ekipmanların düzenli olarak işletilmesi ve gerekli bakım süreçlerinin zamanında gerçekleştirilmesi; maliyet kontrolü, zaman yönetimi ve operasyonel süreklilik açısından en önemli unsurların başında geliyor. Denizcilik sektörü, uluslararası kurallar ve denetim mekanizmaları çerçevesinde faaliyet gösteren bir yapıya sahip olduğu için, küçük gibi görünen teknik eksiklikler dahi ciddi sonuçlar doğurabiliyor.

Yılların getirdiği bilgi birikimi ve saha tecrübemiz doğrultusunda, müşterilerimizi karşılaşabilecekleri olası riskler konusunda önceden bilgilendirdiğimiz birçok durumla karşılaşıyoruz. Ancak ne yazık ki bu uyarıların her zaman gerekli karşılığı bulmadığını da gözlemliyoruz. Kısa vadeli maliyet avantajı sağlama düşüncesiyle ertelenen bakım veya yenileme kararlarının, özellikle liman devleti kontrolleri (PSC) sırasında çok daha yüksek maliyetler ve operasyonel kayıplar olarak geri döndüğüne defalarca şahit olduk.

Bu tür durumlar yalnızca maddi kayıplara yol açmakla kalmıyor; aynı zamanda gemi operasyonlarının aksamasına, planlamaların bozulmasına ve zaman kayıplarının yaşanmasına da neden oluyor. Oysa sektörün dinamiklerini iyi bilen, yıllar içerisinde önemli bir uzmanlık ve deneyim kazanmış firma ve profesyonellerin önerileri dikkate alındığında, bu süreçlerin büyük ölçüde sorunsuz şekilde yönetilebildiğini görüyoruz.

Denizcilikte önleyici yaklaşımın, sorun ortaya çıktıktan sonra çözüm üretmekten çok daha değerli olduğuna inanıyoruz. Tecrübenin rehberliğinde alınan doğru kararlar hem operasyonel sürekliliği destekliyor hem de armatörlere uzun vadede önemli avantajlar sağlıyor.

Denizcilikte teknoloji çok hızlı değişiyor. Sizce son dönemde sektörün haberleşme tarafındaki en önemli paradigma değişimi ne oldu? 

Teknolojik gelişmeler, diğer tüm sektörlerde olduğu gibi denizcilik alanında da önemli dönüşümleri beraberinde getirdi. Özellikle haberleşme teknolojilerinde yaşanan ilerleme, sektörün çalışma biçimini köklü şekilde değiştirdi. Mesleğe ilk başladığım yıllardaki iletişim imkânlarıyla günümüz teknolojisini karşılaştırdığımızda, aradaki farkı çok net görmek mümkün.

Bugün artık okyanusun ortasında seyreden bir gemi ile şirket merkezi arasında kesintisiz iletişim kurulabiliyor. Aynı şekilde gemi personeli de internet altyapıları sayesinde aileleriyle sesli, görüntülü ve veri tabanlı iletişim gerçekleştirebiliyor. Teknolojinin sağladığı bu imkânlar, bir anlamda uzakları yakınlaştırırken açık denizlerde çalışan personelin yaşam koşullarını da önemli ölçüde iyileştirmiş durumda.

Bunun yanı sıra, gelişen bağlantı teknolojileri teknik servis süreçlerine de önemli katkılar sağlıyor. Günümüzde bazı teknik problemlere, uzaktan erişim ve görüntülü iletişim araçları sayesinde müdahale edilebiliyor. Örneğin, gemi üzerindeki ekipmanlarla ilgili belirli arızalarda, internet üzerinden gerçekleştirilen görüntülü görüşmeler aracılığıyla mürettebat yönlendirilebiliyor ve sorunun çözümüne yönelik ilk müdahaleler uzaktan yapılabiliyor. Bu durum hem zaman kaybını azaltıyor hem de operasyonel süreçlerin daha verimli yönetilmesine katkı sağlıyor.

Kısacası, dijitalleşme ve haberleşme teknolojilerindeki gelişmeler yalnızca operasyonel verimliliği artırmakla kalmadı; aynı zamanda gemi yaşamını, teknik servis anlayışını ve sektörün genel işleyişini de önemli ölçüde dönüştürdü.

Günümüzde gemilerde farklı marka ve sistemlerin aynı altyapıda birlikte çalışması gerekiyor. Entegrasyon süreçlerinde en sık karşılaşılan teknik zorluklar neler oluyor?

Teknik açıdan değerlendirildiğinde, günümüzde en sık karşılaşılan zorlukların başında yazılımsal uyumsuzluklar geliyor. Teknolojik gelişmeler bir yandan operasyonel süreçleri kolaylaştırırken, diğer yandan farklı üreticilere ait sistemlerin entegrasyonu ve birlikte çalışabilirliği konusunda bazı yeni sorunları da beraberinde getirebiliyor.

Özellikle gemi üzerindeki elektronik sistemlerin sayısının artması ve dijitalleşmenin hız kazanmasıyla birlikte, farklı platformlar arasındaki veri alışverişi ve yazılım uyumluluğu daha kritik bir hâl aldı. Bu durum zaman zaman teknik aksaklıklara veya entegrasyon süreçlerinde ek müdahalelere ihtiyaç duyulmasına neden olabiliyor.

Navser Marine

Bununla birlikte, sektörün teknolojiye yaptığı yatırımlar ve üreticilerin geliştirdiği yeni çözümler sayesinde bu tür sorunların zaman içerisinde büyük ölçüde aşılacağını düşünüyoruz. Gelecekte sistemlerin birbirleriyle doğrudan veya ara işlemciler aracılığıyla çok daha entegre ve uyumlu çalışacağı, veri paylaşımının daha hızlı ve sorunsuz şekilde gerçekleşeceği bir yapının oluşacağına inanıyoruz. Bu gelişmelerin hem operasyonel verimliliği artıracağını hem de gemi üzerindeki teknik yönetim süreçlerini daha etkin hâle getireceğini öngörüyoruz.

Haberleşme sistemlerinde süreklilik kadar “doğru teknik destek” de kritik. Navser Marine servis organizasyonunu nasıl yapılandırıyor? Özellikle acil durum operasyonlarında nasıl bir refleks geliştiriyorsunuz? 

Navser Marine olarak operasyonel süreçlerimizi, gemilerle doğrudan iletişim kurma prensibi üzerine inşa ediyoruz. Teknik ve operasyon ekiplerimiz, ihtiyaçların doğru tespit edilmesi ve çözüm süreçlerinin hızlandırılması amacıyla gemi personeliyle birebir temas hâlinde çalışıyor.

Özellikle teknik arıza ve operasyonel sorunlarda, bilgiyi mümkün olduğunca birinci kaynaktan almayı önemsiyoruz. Bu doğrultuda gemi kaptanları ve ilgili gemi yetkilileriyle doğrudan iletişime geçerek yaşanan problemi detaylı şekilde dinliyor, gerekli teknik verileri topluyor ve süreci sağlıklı bir şekilde analiz ediyoruz.

Elde edilen bilgileri operasyon ve teknik ekiplerimiz arasında hızla değerlendirerek gemi, gemi yönetimi ve teknik servis birimlerimiz arasında etkin bir koordinasyon sağlıyoruz. Böylece hem karar alma süreçlerini hızlandırıyor hem de müşterilerimize en doğru ve en hızlı çözümü sunmaya çalışıyoruz.

Navser Marine’in hizmet anlayışının temelinde, güçlü iletişim, hızlı koordinasyon ve sahadan gelen verilerin doğru yönetimi yer alıyor. Bu yaklaşım sayesinde operasyonların kesintisiz ilerlemesine katkı sağlamayı hedefliyoruz.

Sahada karşılaştığınız arızalara baktığınızda, gemilerde en sık hangi operasyonel veya kullanıcı kaynaklı problemler öne çıkıyor? 

Sahada en sık karşılaştığımız sorunların başında, seyir ve haberleşme sistemlerinde kullanıcı kaynaklı ayar değişiklikleri geliyor. Zaman zaman gemi personelinin, ilgili dokümanları incelemeden veya kullanım prosedürlerini takip etmeden sistemler üzerinde değişiklik yapması sonucunda cihaz ayarlarının bozulduğu durumlarla karşılaşıyoruz.

Bu gibi durumlarda sistemin arızalı olduğu düşünülerek teknik destek talebinde bulunulabiliyor. Ancak gemiye teknik ekip gönderildiğinde, çoğu zaman herhangi bir donanımsal veya yazılımsal arıza olmadığı; sorunun yalnızca kullanıcı tarafından değiştirilen ayarların tekrar doğru şekilde yapılandırılmasıyla çözülebileceği görülüyor.

Oysa gemilerde kullanılan tüm seyir ve haberleşme sistemleri, kullanım kılavuzları ve teknik dokümantasyonlarıyla birlikte teslim ediliyor. Bu kaynaklarda, cihazların farklı operasyonel senaryolarda nasıl kullanılacağı ve hangi ayarların hangi amaçlarla yapılacağı detaylı şekilde açıklanıyor.

Bu nedenle, sistemler üzerinde işlem yapılmadan önce ilgili dokümanların incelenmesi ve üretici tavsiyelerine uygun hareket edilmesi büyük önem taşıyor. Doğru kullanım alışkanlıkları yalnızca teknik servis ihtiyaçlarını azaltmakla kalmıyor; aynı zamanda operasyonel sürekliliğin korunmasına ve zaman kayıplarının önlenmesine de katkı sağlıyor.

Mürettebat beklentileri de ciddi biçimde değişti. İnternet erişimi ve dijital iletişim imkânlarının bugün gemi yaşamına etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz? 

İletişim teknolojilerinde yaşanan gelişim, denizcilik sektöründe belki de en büyük değişimlerden birini beraberinde getirdi. Geçmişte gemi personeli, okyanus aşırı mesafelerde aileleriyle iletişim kurabilmek için SSB (Single Sideband-Tek Yan Bant) telsiz sistemlerini ve kıyı radyo istasyonlarını kullanmak zorundaydı. Daha da eski dönemlerde ise haberleşme, mors alfabesi aracılığıyla gönderilen mesajlarla sağlanıyordu.

Bu yöntemler, dönemin şartları içerisinde önemli imkânlar sunsa da iletişim sürekliliği ve erişilebilirlik açısından ciddi kısıtlamalara sahipti. Denizciler, çoğu zaman aileleriyle iletişim kurabilmek için belirli zamanları beklemek zorunda kalıyor, uzun seferlerde sevdiklerinden haftalarca haber alamayabiliyordu.

Günümüzde ise uydu haberleşme sistemleri ve internet teknolojilerindeki gelişmeler sayesinde bu tablo tamamen değişmiş durumda. Artık gemi personeli, okyanusun ortasında dahi internet erişimi üzerinden aileleri ve sevdikleriyle sesli, görüntülü ve yazılı olarak sürekli iletişim kurabiliyor.

Bu dönüşüm yalnızca haberleşme imkânlarını geliştirmekle kalmadı; aynı zamanda gemi yaşamının kalitesini artırarak personelin motivasyonuna, psikolojik iyi oluşuna ve çalışma verimliliğine de önemli katkılar sağladı. Teknolojinin sunduğu bu olanaklar, denizde geçirilen uzun sürelerin çok daha yönetilebilir hâle gelmesine yardımcı oluyor.

Bugün denizcilikte haberleşme altyapıları yalnızca iletişim için değil; veri akışı, uzaktan destek, performans takibi ve operasyon yönetimi için de kullanılıyor. Sizce sektör veri odaklı yapıya ne kadar hazır? 

Aslında bu dönüşüm uzun yıllardır devam eden bir sürecin sonucu. Gemi ve ofis arasındaki veri akışının temelleri, geçmişte kullanılan daha basit haberleşme ve raporlama sistemleriyle atıldı. Ancak günümüzde iletişim altyapılarının gelişmesi, veri aktarım hızlarının artması ve yazılım teknolojilerinin ilerlemesiyle birlikte bu süreç çok daha kapsamlı bir yapıya evrilmiş durumda.

Bugün gemi ve kara operasyonları arasındaki entegrasyon her geçen gün güçleniyor. Haberleşme sistemleri, sensörler, seyir ekipmanları ve operasyonel yazılımlar aracılığıyla üretilen veriler, anlık olarak ofis ortamına aktarılabiliyor ve merkezi sistemler üzerinden takip edilebiliyor.

Gelecekte ise bu entegrasyonun çok daha ileri seviyelere ulaşacağını öngörüyoruz. Gemide üretilen tüm operasyonel ve teknik verilerin tek bir dijital platformda toplanarak ofis ekipleri tarafından gerçek zamanlı olarak izlenmesi ve analiz edilmesi mümkün hâle gelecek. Bu sayede karar alma süreçleri hızlanırken, operasyonel verimlilik ve güvenlik standartları da önemli ölçüde artacak.

Bugün bu tür entegre veri yönetim sistemlerini kullanan öncü şirketler bulunuyor. Ancak dijitalleşmenin hız kazanmasıyla birlikte, söz konusu teknolojilerin zaman içerisinde sektör genelinde yaygınlaşacağını ve denizcilik operasyonlarının ayrılmaz bir parçası hâline geleceğini düşünüyoruz.

Navser Marine’in sahada “bu operasyon gerçekten kritikti” dediği bir müdahale veya teknik süreç oldu mu? Okurlarımız için paylaşabileceğiniz çarpıcı bir örnek var mı?

Gemilerde teknik sistemlerin sürekliliği, yalnızca operasyonel verimlilik açısından değil, aynı zamanda uluslararası denetim süreçleri bakımından da kritik önem taşıyor. Armatör açısından bakıldığında, kimi zaman basit gibi görünen bir VHF telsiz arızası dahi liman devleti kontrolleri (PSC) sırasında ciddi sonuçlar doğurabiliyor ve geminin operasyonel faaliyetlerini doğrudan etkileyebiliyor.

Sektördeki uzun yıllara dayanan tecrübemiz boyunca bu tür kritik süreçlerle sayısız kez karşılaştık. Zaman zaman zamana karşı yarıştığımız, zaman zaman ise farklı ülkelerde çok sınırlı süreler içerisinde müdahale ederek gemilerin seferlerini aksatmadan yeniden operasyonel hâle gelmelerini sağladığımız pek çok proje yürüttük.

Navser Marine ekibi olarak, teknik sorunların en kısa sürede çözüme kavuşturulması ve gemilerin güvenli şekilde seyre devam edebilmesi için büyük bir özveriyle çalışıyoruz. Bugüne kadar birçok projeyi planlanan süre içerisinde, güvenli ve başarılı şekilde tamamlamış olmanın gururunu yaşıyoruz.

Seyir güvenliği açısından değerlendirildiğinde, gemilerde en kritik sistemlerin başında genellikle otopilot, radar ve gyrocompass sistemleri geliyor. Bu ekipmanlarda meydana gelebilecek arızalar, geminin operasyonel kabiliyetini ve seyir emniyetini doğrudan etkileyebildiği için öncelikli müdahale gerektiriyor. Bununla birlikte, geminin faaliyet gösterdiği bölgeye, operasyon tipine ve donanım yapısına bağlı olarak diğer sistemler de kritik önem kazanabiliyor.

Yıllar içerisinde oldukça zorlu teknik operasyonlarda görev aldık. Bazı durumlarda gemi seyir hâlindeyken arızaların giderilerek operasyonun kesintisiz devam etmesi sağlanırken, bazı projelerde ise derinlik ölçüm sistemleri gibi kritik ekipmanların değişimi gemi su üzerindeyken gerçekleştirildi. Bu tür çalışmaların başarıyla tamamlanmasının temelinde ise yıllar içerisinde edinilmiş bilgi birikimi, saha deneyimi ve güçlü ekip koordinasyonu yer alıyor.

Türkiye’nin denizcilik elektroniği ve haberleşme teknolojileri alanındaki gelişimini nasıl değerlendiriyorsunuz? Türk firmalarının uluslararası rekabette güçlü olduğu noktalar sizce neler? 

Bu konuyu yalnızca elektronik ve haberleşme sistemleri perspektifinden değerlendirmemek gerekiyor. Teknolojik dönüşüm, günümüzde denizcilik sektörünün hemen her alanını etkileyen ve şekillendiren temel unsurlardan biri hâline geldi. Gemilerde ve diğer yüzer deniz araçlarında kullanılan yazılımsal ve donanımsal sistemlerin sayısı her geçen gün artarken, bu gelişim aynı zamanda yerli üretim ve Ar-Ge faaliyetleri için de önemli fırsatlar yaratıyor.

Navser Marine

Son yıllarda Türkiye’de denizcilik teknolojileri alanında gerçekleştirilen yatırımların ve araştırma-geliştirme çalışmalarının hız kazandığını görüyoruz. Özellikle gemi ekipmanları, otomasyon sistemleri ve çeşitli teknik çözümler konusunda Avrupa standartlarında ürünler geliştirilmesi yönünde önemli adımlar atılıyor. Biz de Navser Marine olarak bu dönüşümün bir parçası olmayı ve sektöre katma değer sağlayacak projeler üretmeyi önemsiyoruz.

Ancak bu süreçte zaman, sürdürülebilir yatırım ve doğru yönlendirilmiş destek mekanizmaları büyük önem taşıyor. Türkiye’nin son yıllarda özellikle savunma sanayisinde elde ettiği başarılar, planlı desteklerin ve uzun vadeli stratejilerin ne kadar önemli olduğunu ortaya koyuyor. Benzer bir yaklaşımın denizcilik teknolojileri ve ekipman üretimi alanında da daha güçlü şekilde uygulanması hâlinde, ülkemizin uluslararası rekabet gücünün önemli ölçüde artacağına inanıyoruz. Böyle bir destek yapısı, Türk denizcilik sanayisinin Avrupa ile daha güçlü bir şekilde rekabet edebilmesinin önünü açabilir.

Öte yandan, sahada edindiğimiz deneyimler ve gemi personelinden aldığımız geri bildirimler doğrultusunda Türk firmalarının uluslararası rekabette önemli avantajlara sahip olduğunu düşünüyoruz. Özellikle teknik çözüm üretme kabiliyeti, hızlı müdahale yeteneği, operasyonel esneklik ve maliyet yönetimi konularında oldukça güçlü bir noktada bulunduğumuzu söylemek mümkün.

Bu değerlendirmeyi yalnızca elektronik ve haberleşme sistemleriyle sınırlı tutmuyoruz. Denizcilik sektörünün birçok farklı alanında faaliyet gösteren Türk şirketlerinin; hizmet kalitesi, teknik uzmanlık ve çözüm odaklı yaklaşım açısından uluslararası pazarda önemli bir rekabet avantajına sahip olduğunu gözlemliyoruz.

Önümüzdeki dönemde denizcilik haberleşmesinde hangi başlıkların daha fazla öne çıkacağını düşünüyorsunuz? Yapay zekâ destekli izleme, hibrit bağlantı sistemleri, otomasyon veya uzaktan teknik destek gibi alanlarda nasıl bir gelecek görüyorsunuz?

Otonom sistemler ve yapay zekâ teknolojileri, günümüzde birçok sektörde olduğu gibi denizcilik alanında da dönüşümün en önemli başlıklarından biri olarak öne çıkıyor. 

Teknolojinin gelişim hızına baktığımızda, gelecekte bu sistemlerin denizcilik operasyonları üzerindeki etkisinin daha da belirgin hâle geleceğini söylemek mümkün.

Bugün dünyanın farklı bölgelerinde sürücüsüz araçların aktif olarak kullanıldığını ve karmaşık trafik koşullarında dahi güvenli şekilde operasyon gerçekleştirebildiğini görüyoruz. Yapay zekâ destekli sistemlerin karada ulaştığı bu seviyenin, zaman içerisinde denizcilik sektörüne de daha kapsamlı biçimde yansıyacağı öngörülebilir. Bu doğrultuda, gelecekte daha az personelle yönetilen veya belirli operasyonları otonom şekilde gerçekleştirebilen gemilerin yaygınlaşması sürpriz olmayacaktır.

Elbette bu dönüşümün işgücü ve personel yapısı üzerinde çeşitli etkileri olacaktır. Ancak teknolojinin gelişmesi, insan faktörünün tamamen ortadan kalkacağı anlamına gelmiyor. Aksine, sistemlerin tasarlanması, kurulması, yönetilmesi, denetlenmesi ve sürdürülebilir şekilde işletilmesi için bilgi, deneyim ve uzmanlık her zaman kritik önem taşımaya devam edecektir.

Özellikle haberleşme ve veri yönetimi, otonom sistemlerin temelini oluşturan unsurlar arasında yer alıyor. Sağlıklı bir veri akışı olmadan otonom sistemlerin doğru karar vermesi ve güvenli şekilde çalışması mümkün değil. Bu nedenle haberleşme altyapıları, veri aktarım sistemleri ve teknik destek hizmetleri gelecekte de sektörün vazgeçilmez bileşenleri olmaya devam edecektir.

Yapay zekâ ve otomasyon teknolojilerinin gelişimi, teknik hizmet sağlayıcı firmaların rolünü ortadan kaldırmaktan ziyade dönüştürecek gibi görünüyor. Denizcilik sektörünün dijitalleşme yolculuğunda, sistemlerin kurulumu, entegrasyonu, bakımı ve sürekli çalışır durumda tutulması için uzman teknik ekiplerin bilgi ve deneyimine her zaman ihtiyaç duyulacağına inanıyoruz.

Denizcilikte haberleşmenin derinlemesine incelendiği kapsamlı dosyamıza buradan ulaşabilirsiniz: