Dünyanın en büyük konteyner taşımacılığı şirketlerinden Maersk, yaklaşık iki yıl aradan sonra Kızıldeniz üzerinden ikinci geçişini tamamlayarak, küresel deniz ticaretinin en kritik koridorlarından birine temkinli ancak dikkat çekici bir dönüş sinyali verdi. Şirketin bu adımı, bölgede güvenliğin tamamen sağlandığı anlamına gelmese de, koşulların kısmen iyileştiğine dair ölçülü bir test olarak değerlendiriliyor.

ABD bayraklı Maersk Denver gemisi, Maersk’in Orta Doğu–Hindistan–ABD Doğu Kıyısı hattında faaliyet gösteren MECL servisinin 552W seferi kapsamında 11–12 Ocak 2026 tarihlerinde Kızıldeniz geçişini sorunsuz şekilde tamamladı. Bu geçiş, Singapur bayraklı Maersk Sebarok gemisinin 18–19 Aralık 2025’te aynı rotadan geçmesinin ardından gerçekleşti. Söz konusu seferler, yaklaşık iki yıl sonra Maersk’in Kızıldeniz rotasına geri dönüşünün ilk örnekleri oldu.
Maersk’ten yapılan açıklamada, mürettebatın, gemilerin ve taşınan yüklerin güvenliğinin şirket için öncelikli olduğu vurgulanarak, seyrüsefer sırasında gerekli tüm güvenlik önlemlerinin alındığı belirtildi. Maersk Denver gemisinde yükü bulunan müşterilerin de geçiş süreci hakkında doğrudan bilgilendirildiği aktarıldı.
Buna karşın şirket, Süveyş Kanalı üzerinden yapılan seferlere tam ve düzenli dönüş konusunda belirsizliğin sürdüğünün altını çizdi. Maersk, güvenlik eşiklerinin karşılanmaya devam etmesi hâlinde, Doğu–Batı koridorunda Süveyş Kanalı ve Kızıldeniz üzerinden geçişlere kademeli biçimde yeniden başlamayı değerlendireceğini, ancak şu aşamada ilave sefer planı bulunmadığını bildirdi.
Kızıldeniz’deki denizcilik krizi, 2023’ün sonlarında Yemen’deki Husi güçlerinin Gazze’deki gelişmelerle bağlantılı olarak ticari gemilere yönelik saldırılar başlatmasıyla derinleşmişti. Bu süreçte çok sayıda büyük taşıyıcı, güvenlik gerekçesiyle seferlerini Afrika’nın güneyindeki Ümit Burnu rotasına yönlendirmek zorunda kaldı. Ekim 2023’ten bu yana Husilerin 100’den fazla ticaret gemisini hedef aldığı, dört geminin batırıldığı, bir geminin ele geçirildiği ve sekiz denizcinin hayatını kaybettiği bildirildi.
Uzayan kriz, küresel tedarik zincirlerini doğrudan etkiledi. Transit süreleri haftalarca uzarken, navlun fiyatlarında belirgin artışlar yaşandı. Kızıldeniz’den geçen gemi trafiği yaklaşık yüzde 60 oranında azalırken, son dönemdeki iyimserliğe rağmen bu düşüşün büyük ölçüde devam ettiği ifade ediliyor. Kriz öncesinde Süveyş Kanalı, küresel deniz ticaretinin yaklaşık yüzde 12’sini karşılıyor ve Avrupa ile Asya arasındaki en hızlı deniz yolu olarak öne çıkıyordu.
Gazze’de Ekim 2025’te yürürlüğe giren ateşkesin ardından bölgede güvenlik koşullarında görece bir iyileşme yaşandı ve bu tarihten bu yana yeni bir saldırı rapor edilmedi. Süveyş Kanalı İdaresi, güzergâha olan güveni yeniden tesis etmek amacıyla yoğun çalışmalar yürütürken, İdare Başkanı Amiral Ossama Rabiee, kanal trafiğinin 2026’nın ikinci yarısında normal seviyelere yaklaşacağını öngörüyor.
Öte yandan Fransız konteyner taşımacılığı şirketi CMA CGM, Maersk’e kıyasla daha hızlı bir dönüş stratejisi izliyor. Şirket, bu ay itibarıyla Hindistan–ABD hattındaki INDAMEX seferlerinde Süveyş Kanalı’nı yeniden kullanmayı planladığını duyurdu. Aralık ayı sonunda ise 400 metre uzunluğa ve yaklaşık 23 bin TEU kapasiteye sahip CMA CGM Jacques Saade, son iki yıl içinde Süveyş güzergâhını kullanan en büyük konteyner gemisi olarak kayıtlara geçti.
Buna rağmen sektörde önemli riskler devam ediyor. Yüksek savaş ve risk sigortası maliyetleri birçok armatörü hâlâ temkinli olmaya iterken, güvenlik analistleri tehdidin azalmış olsa bile tamamen ortadan kalkmadığı uyarısında bulunuyor. Süveyş Kanalı geçiş ücretlerine önemli ölçüde bağımlı olan Mısır için ise ekonomik risklerin yüksek olduğu değerlendiriliyor.
Maersk Denver, Orta Doğu, Hint Yarımadası ve ABD Doğu Kıyısı’nı birbirine bağlayan MECL servisi kapsamında Jebel Ali, Mundra, Nhava Sheva, Salalah, Newark, Charleston, Savannah, Houston ve Norfolk gibi stratejik limanlar arasında sefer yapıyor. Şirket açısından her Kızıldeniz geçişi, bu hayati deniz yolunun yeniden güvenli kabul edilip edilemeyeceğini ve Doğu ile Batı arasındaki en önemli kestirme rotanın hâlâ yüksek risk taşıyıp taşımadığını test eden kritik bir gösterge niteliği taşıyor.